Serap Aslı Araklı ile Söyleşi

Yazmanın Ölümsüzlüğünde Serap Aslı Araklı İle Söyleşi[1]

1. Öncelikle kendinizi bize tanıtabilir ve şair olma serüveninizi bizimle paylaşabilir misiniz?

1987’de şair ve sinema emekçisi bir baba ile ev hanımı bir annenin üç kızından ilki olarak İstanbul Taksim’de doğdum. Babam tarafından bale ve şiire, dedem tarafından sinemaya yönlendirilmeme rağmen sevinç ve hüzünleriyle kendi yolumu kendim çizdim. Bir yılı kayıtsız Cihangir Firûzağa İlkokulu’nda başlayan ilk ve ortaöğrenimimi ailemin adres değişikliklerine paralel Üsküdar Mehmet Rauf Süper Lisesi’nde tamamladım. Altı yıl süren bale eğitimim, annemden gizli gittiğim film setleri ve babamın “kırmızı kedili” kitapçısı Simurg bende her şeyden çok kalmış olacak ki üniversite yıllarım ve ilk şiirlerim yer yer bu anılarla örülüdür. 2006’da Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde başlayan üniversite öğrenimim başlarda bir kaçış gibi görünse de beni şiire daha bir yakınlaştırma adına iyi bir fırsat oldu. Kendimi ve şiirimi “Çocuk ve Allah”a yakın görüyor, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Sezai Karakoç arasında gidip geliyordum. Şimdilerde Marmara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğrenim görüyor, bir sağlık meslek lisesinde öğretmenlik yapıyorum.

2. İlk şiirinizi ne zaman, kim için ya da niçin yazdınız? Sizi yazmaya iten önemli bir etken, kişi, olay veya fikir var mıydı?

İlk şiir denemelerini on üç-on beş yaşlarında yapmış bir “şair adayı” olarak, o yıllarda ailece Fazıl Hüsnü Dağlarca ile görüşmemize rağmen cesaret edip hiçbir şiirimi Türk şiirinin bu büyük ustasına gösterememek şimdi içimde bir üzüntüdür. İzlediğim dergilere şiir göndermemin zamanı geldi diye düşündüğümde yirmi birimdeydim. Tam bu günlerde ilk şiirlerimi internet üzerinden şiirler yayımlayan bir siteye gönderdim. Aradan geçen bir hafta sonrasında sitede “Kim bu şair?” sorularına güvenerek yazdıklarımı Akatalpa’ya gönderdim. Ramis Dara’nın ilgisi ve yüreklendirmesiyle 2009-11 yılları arasında on bir şiirim Akatalpa’da yayımlandı. “Liman” şiirim şimdi kitabımda yer almasa da ondan doğdu tüm şiirlerim. Trabzon, Araklı beni çok etkilemişti şiire onunla başlamamak haksızlık olurdu.10557249_10206774182463879_4920662608572746915_n

3. Yaşadığınız ve gördüğünüz olayları bire bir oranla tasvir ettiğiniz bir şiiriniz var mı?

Ben şiirde birebir olana inanmam bu biraz da Ahmet Haşim kalıntısı! Gözün bile gördüğünden emin olamazken kime göre neye göre görüntü? Beyin özneldir onun ürettikleri de… Ben akislerden yola çıkarım.

4. Şiirlerinizde yaşanmışlıktan mı yola çıkarsınız, yoksa diğer şiirlerin size verdiği bir ilham var mıdır? Hangisi doğru şairlik örneğidir?

 Yaşanmışlıklar olmasa şiirler sentetik olurdu. Aşk şiiri besleyen şah damardır. İlham bekleyerek yazanlardan değilim. Ben kimseyi okumadan yazdım demek mümkün değil hepimiz Sappho uzantısıyız. Bilakis okumadan yazanlara anlam veremiyorum. Dergiler benim beslenme çantamdır, şiir kitapları ağrı kesicilerim. Hayata her gün yüksek doz okumayla başlıyorum. Ben onları okuyup kendi potamda eritmedikçe ne kadar nabzını tutarım yaşamın?

5. Şiirde gerçeklik mi, ideal dünya mı, yoksa hüzün mü?

Hüzün benim diğer adım. Şiirim acılar, ahlar, ayrılıklarla dolu. Acı olmadan şiir yazamayanlardanım. Realizm Zola’dan yadigâr olsa da idealar lise yıllarıma uzanır. Sonuçta hepimiz sallantılı bir boşluktayız. Biyoloji öğretmeni olarak bilimsel düşünce, gerçeklik algısı zihnimin pencereleri. Lâkin Fuzuli’nin “İlimsiz şiir temelsiz duvara benzer” sözünü tutma telâşındayım.

6. Şiirde alışık olduğunuz bir tarz var mı? Mesela âşık tarzı, serbest ölçüde şiir yazma gibi. Sizin için kafiye olmazsa olmaz mıdır?

Ben şiirin kalıplarla değil duygularla yazıldığını düşünenlerdenim. Kafiye kulağa hoş gelse de bir şiirin içsel ritmi olmalı. Şiir müziğin kız kardeşidir. Bu nedenle şiirlerimi tekrar tekrar okurum kulak çok önemlidir. Askıda imge tekniğini kullanırım. Ne halk edebiyatını dışlayacak kadar elit ne de divan edebiyatını yabancı görecek kadar yerliyim. Ben şiirin zenginliğine inanırım. Bende sone, halk şiiri, rubai, gazel hepsi bir aradadır. Beslenme çantamın zenginliği şiir penceremi aralar. Zihnimdeki müzikaliteye bakarım gönlümle dinler gözümle yazarım.

7. Dünya ve Türkiye genelinde beğendiğiniz şair ya da yazarlar kimlerdir?

Hangi birinden başlasam bilemedim, Füruzan benim çocukluğumdur, Tezer Özlü ergenliğim, Oğuz Atay gençliğim, Gülten Akın anneliğim, dişilliğimdir. Ben okuyarak büyüyenlerdenim. “Şiir ölmez oğul” dediklerinden beri zulamda hep imgelerim var.  Füruğ Ferruhzad, Edip Cansever, Attila İlhan, Sezai Karakoç, Fazıl Hüsnü Dağlarca…Şiirin okunacak çok dağı var.

8. Şiir dışında herhangi bir türde yazdığınız eseriniz var mı? Başka türde eserler verme planlarınız var mıdır?

Birkaç gençlik öyküm,  bolca denemem ve gezi yazım var. Lakin şiir ölümsüz tek durağımdır. Bende her şey sonunda şiire döner.

9. Dünya genelinde bizim edebiyatımızın yerini başarılı buluyor musunuz? Ülkemizde sizce edebiyatımızın gelişmesi için ne gibi bir yol izlenmesi gerekmektedir?

Herkes okur azlığından yakınıyor. Benim hiçbir zaman kuru gürültüyle işim olmadı edebiyatın popülaritesinden hep kaçtım. Gençlerin ellerinde dolaşan kitapların hepsi aynı şeyi anlatıyor: “Anlamsızlık”. Oğuz Atay boşuna “ Hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir. İnsan can sıkıcı bir saç demetidir. “ dememiş. Çağdaş edebiyatımızın durumunu elli yıl sonra kitaplardan daha detaylı okuyacağız. Ne yazık ki seksenli yılların coşkusunu göremiyorum. O yılları okudukça edebiyatımızın ne kadar zengin olduğunu anlıyorum. Bizim özümüze sarılmamız lazım. Mevlana, Yunus, Hacı Bektaş, bunlar ruhumuza öyle bir maya çalmış ki bizden daha neler çıkar kim bilir? Edebiyatımızdaki kutuplaşma hep büyük atılımlara sahne olmuştur. Günümüzde de bu çekişmeleri gözlemliyoruz. Fakat giderek yalnızlaşıyor yazarlar, şairler. İdeolojiler şiirin önüne geçmiş. Cemil Meriç “İzmler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir“ diyerek çok doğru söylemiştir. İnsanların insan olma erdemine yaklaşması ve ötekileşme dehlizinden kurtulması gerekiyor. Edebiyatımıza mozaik olmak ilham verirken, kutuplaşmak zarar veriyor.

10. Bütün şiirlerinizi ezbere biliyor musunuz ya da bunu gerekli buluyor musunuz?

  Her şairden bir şiir ezberlemeye çalışmıştım lisedeyken şimdi zihnim şiir dolu. Ne yazık ki şiirlerimin hepsi ezberimde yok. Şiiri içsesle yazan şairlerin tüm şiirlerini bilmesi pek mümkün değil diye düşünüyorum. Gerekli mi? Bence değil, kitaplar kütüphaneler niçin var?

11. Toplumumuzda şair olmanın gerektirdiği bir sorumluluk var mıdır? Sanat, sanat için midir; yoksa toplum için mi olmalıdır?

Toplumuzda kadın şair olmanın gerektirdiği çok şey var. “İnsan” olmanın sorumluluğu zaten çok ezici. Günümüzde yaşananlar ortada. Anlatıp kimsenin canını sıkmak istemem. Kültürel yozlaşma, ötekileşme, yabancılaşma… Sosyologlar bunu anlamlandırmakla uğraşıyor. Bir neslin hayatta kalmasını istiyorsak masallarımıza, deyimlerimize, halk hikâyelerimize sarılmamız lazım. Bu zamanda elimizde kalanlar bunlar. Birlikte olmak için bizi birliğe çağıran özümüze dönmeliyiz. Yoksa kırılan bir vazonun parçası oluruz. Sanatçı olmak, şair olmak, kadın olmak… Benim bir misyonum var, gençliğin üçüncü bir gözü gibiyim. Herkesten ötede, öteden beri duruyorum. Albert Camus gibi “Yabancı” , Yaşar Kemal gibi “İnce Memed” . Toplumun sanatçı siyah kuğuların dikkatine ihtiyacı var. İşimiz zor yükümüz ağır! Sanatın sanattan uzak toplum tarafı olamaz. Herkese hitap eden sanatlı bir söyleyiş benimkisi. Tekrar başa dönüyorum: ilimsiz şiir olmaz! Herkesin söyleyebildiği şiir değildir. Sanat bir disiplin işidir, ayrı bir kimyası, dili vardır. Bu çatı olağan söyleyişle kurulamaz.

12. Genç şairlere ya da şair olmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

 Şiir de edebiyat da ayrı bir hassasiyet işi. Herkes yazmaya hevesliyken okumaya heveslenen az. Bir şairin iyi bir okur olması gerekir. Eğer zorlu yolculuklara alışkın değilseniz bu dikenli yollarda çok yorulacaksınız. Yazmak ölümsüzlüktür!


[1] Söyleşi İstanbul Yenidoğan Çok Programlı Lisesi tarafından yapılmıştır.

 

17. Sayı, Mayıs/Haziran 2016
KEŞKE DERGİSİ